EVRİM Mİ MÜKEMMELDİR TANRI MI?

Şubat 16, 2007

       Eğer maymunda geldiysek maymunda konuşma yok bu nasıl olur diye soruyorlar. Şu anda olamaz. Evrim bir süreçtir ve dünyada bu sürecin en önünde olduğu iddia edilen canlı insandır. Neden iki cümle kurup konuştuğu için mi? Oysa yaşamak hayatta kalma mücadelesidir. Bu insan içinde diğer canlılar içinde geçerlidir.

          En küçük ve basit, beyin yapısı bizle kıyaslanırsa neredeyse beyni yok sayılabilecek hayvanlarda bile insanoğlunun yıllar süren araştırmalarından sonra makinelerle gerçekleştirebileceği özellikler bulunur. Meseleyi basite indirgemeyin. Nasıl insanda konuşabilme özelliği bizlere ayrıcalık gibi geliyor ise yarasalarda bizim ancak radarlarla, gprs lerle gerçekleştirebileceğimiz yön bulma duygusu kendi vücutlarında mevcuttur. Ama bu özellik yarasaları ayrıcalıklı kılmaz. Dünyada ki bütün canlılar hayat şartları karşısında kendi vücutlarında meydana getirdikleri çeşitli özellikleri sayesinde ayrıcalıklıdır.

               Maymunlar geçirdikleri süreçte basitte olsa alet kullanırlar. Silah olarak taş ve sopa atarlar. Fındık kırmak için taş kullanırlar. Bunlardan şempanzelerde alet kullanmakta oldukça başarılıdır. Kopardıkları ince dal parçalarını yapraklarından temizledikten sonra, termit yuvalarına sokup çıkarmak suretiyle, üzerlerine tırmanmış olan beyaz karıncaları yerler. Arı kovanlarına da çubuk batırarak bal çekerler. Daha büyük değneklerle karınca yuvalarını dağıtırlar. Yuvalarını işgal eden böcekleri, ağaç dallarıyla kovalarlar. Ağızlarında çiğnedikleri yapraklarla ağaç deliklerini kapatarak içecek su birikmesini beklerler. Bağırsak parazitlerine karşı ona iyi gelecek bir bitkiyi keşfetmiş olup onu kullanırlar.
 
           Nasıl yazı insanlıkla beraber başlamadıysa, konuşmada başlamamıştır. Hepsi bir süreçtir. Her canlı bu süreçte farklı teknikler geliştirmişlerdir.

          Evrimin bir süreç olduğuna çoğumuz inanmayız. Bu  sürece  inanmamamızın  nedenlerinden  biri  de,  beyinlerimizin  evrimsel  değişime  özgü  zaman  ölçeğinden  tümüyle  farklı  zaman  ölçeklerinde  geçen  olaylarla  uğraşmak  üzere  yapılanmış  olmasıdır.  Saniyeler,  dakikalar,  yıllar  ya  da  en  fazla  on  yıllar  alan  süreçleri  anlamak  üzere  donanmışız.  Oysa  Darwincilik,  tamamlanması  yüz  binlerce,  milyarlarca  yıl  sürecek  kadar  yavaş  gerçekleşen  birikim  süreçlerine  ilişkin  bir  kuramdır.  Neyin  olası  olduğuna  ilişkin  tüm  yargılarımız  bu  ölçekte  müthiş  yanlış  çıkıveriyor.

            Eminim çoğunuz şunu dşyecektir. Getirin 1.000.000.000.000 maymunun önüne daktilo hepsi rast gele tuşlara bassın bakalım 1.000.000.000.000 da kaç tanesinin yazdıklarından anlamlı şeyler çıkacaktır. Bu şekilde elbette çıkmaz. Ama evrim bir deneme yanılma yöntemidir. Belirli fizik + kimya kurallarında belirli sonuçlar ortaya çıkar. Unutmayalım birde genler meselesi var. Ve genlerin bir hafızası var. Ortaya çıkabilecek olasılıklar zaten fizik ve kimya kuralları doğrultusunda  olacaktır. Bunlardan milyonda biri rastgele bulununca o bulunan o şartlara göre sabit kalır. Artık yazılacak kitaptaki milyonda bir harf doğru yerdedir. Çok ama çok basite indirgeyerek örnek vereyim. Çıkması gereken yazı OLMAK YADA OLMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE BU olsun. Bunun kalıpları zaten doğada mevcut. Uyup uymadığıda denenebiliyor. İlk denemede maymunun bir tanesi 3. harf olarak M harfini tutturuyor. İşte o M harfi sabit kalacaktır. Bir sonraki deneme 3. harf M sabit olarak devam edecektir. Sonra ki denemelerde bulunan bir yada iki yada daha fazlası uygun koşullara uyum sağlıyorsa sabit kaldıktan sonra bir zaman sonra beklenen sonuç yani OLMAK YADA OLMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE BU yazısı ortaya çıkacaktır.

          Daha anlaşılabilir bir örnek vereceğim. Çakıllı sahili olan bir deniz kenarına bir Allah inancı tam olan birde bilime inanan 2 kişi gitsin. İkisininde orada göreceği sonuç aynıdır. Çakıllar denize yakın olan yerde büyük orta mesafelerde orta büyüklükte denize en uzak noktalarda ise küçük olarak sıralanmışlardır. İnancı tam olan kimse şu Allah ın hikmetine bakın nasıl da bir düzen kurmuş diye yorumlarken diğeri ise fizik kanunlarına göre normal bir görüntü olduğunu belirterek gelen dalganın kuvveti ile küçük olan taşlar denizden uzağa taşınırken büyük olanlar deniz kenarında kalmış diyecektir.

NOT: En başta karıncalardan bahsettim. Karıncaların mantar yetiştirdiğini ve sütünden(bir nevi tatlı sıvı) yararlanmak için tırtıl yetiştirdiğini bilen var mı? Yada amazonlar da yaşayan kendini kuş boku görünümü ne sokmuş bir çeşit tırtıldan. Bilirsiniz ki doğada tercih edilmeyen besinlerin başında bok yani dışkı gelir.

           Kutup ayıları kutuplarda beyaz iken kutuplardan uzak ayıların rengi boz yada kahve rengidir. Bunu Allah yaratırken mi belirlemiştir sizce? Yoksa doğada yanılma deneme ile mi ortaya çıkmıştır?

           Neden insanların erkeğinde memeler vardır. Şüphesiz kutsal kaynaklarda Adem Havvadan önce yaratılmıştır…Buna rağmen neden? O zaman erkeklerde meme olması olgusu travestiliğide olağan kılar.  Madem erkeklerde memeyi Tanrı yarattıysa travestilere verilen tepki yanlıştır. Hormonal bozukluklardan dolayı kendisini kadın gibi gören bir erkeğe yardımcı olmak amacıyla konmuştur. Tanrı her şeyi bir sebepten ötürü yarattığına göre din tarafından izah edilemeyen erkeklerde ki meme konusuna böylece cevap verilmiş olmaz mı? (Bu meseleye Aristo mantığıyla bir yaklaşımdır, mantıksal bir önermedir, bilimsel olmadıkça değeri yoktur.) Ama evrim erkeklerdeki meme konusunda bilimsel olarak mantıklı bir cevap verir.

Allah kusursuz bir şekilde insanı yarattıysa neden sünnet oluyoruz?

OLMAK YADA OLMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE BU

“Yerin bitirdiklerinden, (insanların) kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri nice şeylerden, bütün çiftleri yaratan Allah münezzehtir. (O’nun şânı ne kadar yücedir.)” (Yâsin Sûresi, 36)

Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. ( 49 Hucurat Suresi, 13)

HERMAPHRODITISM [erdişilik, hermafroditizm] Bireyde aynı anda yumurtalık ve erbezinin bulunması ve hem erkek hem de dişi gameti oluşturabilme yeteneğidir. Cinsiyet bezlerinin aynı anda çalışması gerekmemektedir. İşlevsel erdişilik Cyprinodontidae, Sparidae ve Serranidae ailesi fertlerinde görülmektedir (® protogyre-tezdişilik ve ® proterandry-tezerlik). Cyprinodontidae ailesinden Rivulus marmoratus alışlagelmişin dışına çıkmakta ve önce yumurta üretmekte ve sonra döllemektedir (kendisini dölleyen erdişilik). Erdişilik balıkların dışında birçok hayvan grubunda da görülür. Örnek; Yassısolucanlar, halkalısolucanlar ve kabuklular’dan Cirripedia.

Her canlı çift değildir. Bakteriler, virüsler bölünerek çoğalırlar. Eşeysiz üreme diye bir kavram vardır.

Dünyada sadece her 20 bin doğumdan biri çift cinsiyetli olarak gerçekleşiyor.(Hermoafrodit)
Sakarya’da çift cinsiyetli olduğu için camiden kovulan genç isyan etti. Sakarya’da çift cinsiyetli olduğu için yıllardır toplumdan dışlanan 27 yaşındaki B. C., namaz kılmak için gittiği camiden de kovulduğunu öne sürdü. Dinine bağlı bir insan olduğunu söyleyen C., kendisinin travestilerle bir tutulmasına isyan ederek, “Ben doğuştan çift cinsiyetliyim. Diyanet İşleri’nden benim gibilerin hacca nasıl gideceği ve kadın mı yoksa erkek olarak mı namaz kılacakları hakkında fetva vermesini istiyorum” dedi.

Dünyada her yıl 500 binden fazla anne hamilelik ya da doğum sırasında ölürken, 4 milyon yeni doğan bebek de yaşamını yitiriyor. Neden?

Hepimizin görmezden geldiği doğuştan özürlüler. Görme, işitme, yürüme, zihinsel… v.b. Bunlar mükemmel yaratıcının mı, evrimin mi yoksa başka Tanrı’ nın çocukları mı?

Ya bu kadar sakat kimin ürünü? Araştırma sonuçlarına göre, özürlü olan nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %12.29’dur. Buna göre ülkemizde 8.431.937 kişi özürlü olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Dünya üzerinde ise bir milyara yakın özürlü insan bulunmaktadır.
(Not: Evrim süreci ve bilmselliği vede bilinen kurallar dahilinde hata kabul etmektedir. Ama Tanrısallık ve Tanrıdan gelen mükemmeldir. Evrim hata affetmez. Evrimde hatanın sonucu zayıflık, sakatlık olarak ortaya çıkar. Tanrının hata yapması söz konusu değildir) Takrar aynı soru bunlar kimin çocuklarıdır?
Sadece ülkemizde ki o görmezden geldiğimiz sakatlara ait bilimsel veriler aşağıda ki gibidir.

Araştırmalara göre, zeka geriliğinin yaygınlığı %1 olarak bildirilmektedir. Erkeklerde kızlardan daha sık gözlenir. Hafif derecede zeka geriliklerinin toplumda görülme oranı %2-3 iken orta ve ağır derecedekilerin oranı % 0,3 tür. Yani dünya da Türkiye nüfüsünun 5 katı zihinsel özürlü toplumda bilinen adıyla DELİ vardır.  Kendi başlarına iş göremezlerdir.
   
     Evrimi reddedenler açısından bana göre onların mükemmel yaratıcısı tezleri karşısında bütün bunlar başka Tanrı nın çocuklarıdır. Ve ben şu an onlar için ağlıyorum. Sebebi ise Evrim değil iddia edilen İlahi adalettir…


Peygamber Olmak İçin Ne Gerekir?

Şubat 15, 2007

            Bir insanın peygamber olabilmesi için öncelikle bazı özelliklere vakıf olması gerekmektedir, Peygamber olan birinden kutsal bir yaşam biçimi beklenir. Kendini zevke vermemeli, iyi ahlak sahibi olmalı, elindeki gücü cinsellik, kötü amaçlar için kullanmamalı, tecavüzcü olmamalı, suikastçı olmamalı, kitlesel ölümlere sebep verecek kararlar almamalı, gaspçı olmamalı…… Daha bebek yaştaki bir çocuğu ve annesini ilk eşinden oğlu olduğu için çölün ortasında bırakmamalı, karısını zora gelince kız kardeşim diyerek tanıtıp başkalarının koynuna vermemeli, evli kadınlarla ilişkiye girip bu ayıbı örtmek için kendisine inananı ortadan kaldırmak amacıyla savaşta ön saflara sürmemeli. Eski mitolojik hikayeleri güncelleyerek Tanrı yı göklerde tahtta oturtamaz. 

                  Kendini peygamber ilan eden kişi olağan üstü bir karaktere sahip olmalıdır. Zamanında yaşadığı toplumun ahlak kurallarının üzerinde olmalıdır.

              Asla bir gangster yada mafya lideri gibi olamaz. Bir peygamberden ailelerini geçindirmek için ekmek parası peşinde kervanlarla ticaret yapanlara saldırıp onların haklarını gasp etmesi, masum insanların mallarını yağmalaması beklenemez. Ele geçirdiği bir yerin bütün erkeklerini öldürüp kadınlarla çocukları köle gibi kullanması bir peygambere yakışmaz. (Hiç kimse kalkıp ta o dönemlerde bunların normal bir davranış olduğunu yada Allah adına bir peygamberin bu işe kalkıştığını söylemesin. ) Eğer bir peygamber gelmişse toplumda normal olan bu ahlaksızlıkları gidermek için gelmiştir. Yoksa bu normal sayılan ahlaksızlıkları Allah adına kullanması için değil. Hele hele inananlara savaşta öldürdüğü kocalarından ele geçirdikleri kadınlarla seks yapmanın hak olacağını ağzına bile alamaz. Eğer bu hak ise kendisi de bu haktan yararlanamaz. Sırf kendisine karşı geldiği yada kendisini eleştirdiği için insanlara suikast düzenleyemez.

              İnsanlığın sahip olduğu acımadan, şefkatinden merhametinden mahrum olamaz. Kendi görkemli hayallerinin önünde duranlara tahammül edememezlik yapamaz. Saddam, Stalin yada Hitler gibi kendini beğenmiş olamaz. Çok kurnaz olup insanları kendi amacı doğrultusunda nasıl etkileyeceğini bilipte altı yaşındaki bir çocuğun duygusal aklına sahip olamaz . Diğerlerinin acısını hissetmeyi ve onlara ortak olmayı bilmelidir. Kendisinin de inandığı kendini beğenmiş ve büyük arzuları doğrultusunda şeytanın yaptığı işleri kendisinin uygulamasında bir sakınca olmadığını öncelikle kendisinin bilmesi gereklidir. .

 Amacımız Nedir?

             İster tektanrılı olsun ister çok tanrılı, ister felsefik doğduğumuz da bizler istesekte istemesekte  birer dinin üyesi olarak hayata başlarız. Çok azımız ileriki yıllarımızda dinlerin ve onların öğretilerinin yanlış olduğunu ve dinlerin şiddetin kökeni olduğunun farkına varırız. (İslamın kılıcı ile yapılan savaşlar, kutsal toprakları geri almak adına düzenlenen Haçlı Seferleri, Amerika kıtasının, Afrika’nın ve dünyanın geri kalanları keşfedildikçe gerçekleştirilen katliamlar, yaklaşık 250 yıl boyunca İslamiyet’i kabul etmemek için direnen Türklerin kesilmesi, dinlerin kendi içlerinde ki mezhep çatışmaları, kavgaları (Alevi vatandaşlarımızın Sivas’ ta diri diri yakılması, protestan katolik kavgası v.s.) Şimdi sizlere soruyorum bunlar şiddet değil de nedir? Nasıl bir Tanrı en baştan kendisinin düzeni sağlayamadığı bir ortamı şiddet zoruyla düzen altına almaya çalışır? O zaman onun Tanrısallığı nerededir? Bizler şiddetin ve nefretin avukatları değiliz. Eğer insanlık bir soydan geliyorsa ve kaynağında Tanrısallık varsa, bizler akrabalarımızın katili olamayız.

              Bizim amacımız insanları eğitip gerçekleri görmesini sağlamaktır ve bu uğurda bizler kimsenin gözünü bağlamaz, kalplerini mühürlemez ve de kulaklarını da tıkamayız. Söylediklerimizi apaçık bir şekilde herkesin anlayabildiği gibi belirtiriz. Bizler dinlere karşıyız onlara inanan insanlara değil. Herkesi insanca yaşama adına temel ve anayasal hakları doğrultusunda insan olmaya davet etmeye çabalıyoruz.

              Eğer dinlerin kökü kurutulursa işte o zaman insanlar gerçek aydınlığa ve barışa ulaşacaklardır. Dini inanışlarla yönetilen, yönetime inanç katılmış ülkelerin, yörelerin halini hepimiz apaçık bir şekilde görüyoruz. Akıl ile be bilimle uzlaşmayan yönetimindeki insanların hali gözler önündedir. İnsan aklıyla, gözlemle, bilimsel araştırmalar doğrultusunda yapılan yasalar, kanunlar bizleri özgürlüğe, demokrasiye, en basit insan haklarını garanti altına almaya götürür. Yasalar bir zamanlarda toprakla örtülen kızları, kadınları karanlıklara örtmez, kendilerini örtmeye zorlamaz.

İnsanlık En Büyük Meydan Okumadır 

             Her devirde insanlık fanatik dindar akımlarda dolayı tehlike altına girmiştir. Günümüz de bu tehlike daha da büyümekte ve milyonlarca insanın beynine nefret tohumları ekmektedir. Bu fanatik kin zapt edilmeli ve insanlığa daha büyük bir felaket getirmesi engellenmelidir. İşte bu noktada bizim tek inancımız akılla ve bilimle bağdaşan eğitimdir. Entelektüel din adamları dinlerdeki bu şiddet içeren fanatikliğe götüren doktrinleri kabul etmeli bunları ayıklamalı ve insanlara açıklamalıdır. Mantık dışı ne kadar söylem varsa bunları elemine etmelidirler. Dinlerin içinde ki insanların kanını zehirleyen ve çıkarları doğrultusunda ortaya çıkmış ideolojiler entelektüeller tarafından desteklendikçe dinlerde şiddet bitmez. Dinlerdeki şiddete milyarlarca dolar bütçe ayırarak silahla karşılık verenlerse bu silahlarını susturmalı yerine o paraları o ülkelerin alt yapılarına ve eğitimine harcamalıdırlar.   

NOT: Burası hiç bir şekilde burada kutsal kitaplardan alınıp savunulan iddiaların yeri değildir. Tek geçerli olan mitlerden arındırılmış aklın, bilimin yoludur. Kutsallık adına savunulan değerlerden şiddetten başka hiç bir şey çıkmamaktadır.

  Aşağıdaki videoda din adına topluluğun histeri halini almış şiddetine bir örnek vardır. 14-15. yüzyıllarda video olsaydı Hıristiyanların cadı yakma görüntülerinide izleyebilirdik. Bu izleyeceğiniz videonun o dönemlerdeki uygulamalardan farkı yoktur.

İran da idama mahkum olan 16 yaşındaki çocuk..

Yer: İran - İdam kararı alınan çocuğun yaşı 16 - Suçu: Eşcinsellik