![]()
Unutulmuş bir nesil! Onlar hangi Tanrının çocukları?
Ben bu yazıya başlarken bir çocuk öldü, görmediğim, bilmediğim diyarlarda.
Tam tamına altmış beş bin dolar Fatihteki bir Kuran kursu için toplanan para imamın parayı ikiye katlayıp daha fazla çocuğa Arapça öğretme sevdası ile dolandırıcılara kaptırıldı. İmam elindeki paraları iki katına çıkarmak amacıyla dolandırıcının vaad ettiği bir yöntem ile para basmayı, başka bir sözle kalpazanlık yapmayı ulvi görevi için gayet mantıklı bulmuştur. Gerçek yüz doları makineye sokacaksın, 24 saat bekleyeceksin, iki yüz dolar çıkacak. Bu önerme imama normal gelir, zira kutsal kitap baştan başa mucizelerle doludur. O bu tür mucizelere alışıktır. Arapça okumasını öğrenmelidir Türk çocuğu. Daha fazla cami inşa edilmelidir.
Milletimiz cami avlularında ellerini ceplerine seve seve atıp yardım ederler Kuran Arapça okunabilsin diyerek. Tanrı Arapça yı kutsamıştır, daha çok sevap kazanılır bilmediğin anlamadığın bir dilde okumak. Milletimiz imamlara paraları seve seve verirler çocukları okudukları kitabı anlayamasınlar diye. İmamda aldığı paraları dolara çevirir, nasıl kuranın dili Arapça ise ve daha çok sevap kazandırıyorsa, paranın değerlisi ve daha fazla kazandıranı da dolardır.
Milletimizin eli açıktır anlayamadan okunması için kitabın, imamın aklı çalışır daha fazla para için, ulviyse görevi, amaç anlamadan daha fazla çocuğu okutabilmekse kalpazanlık yapmakta doğaldır. Bu yazıya başlayalı kaç tane on iki saniye geçti ve yine bilmediğim dünyanın herhangi bir yerinde bir sürü çocuk daha öldü.
Onlar için güneş ilerledikçe yeryüzü silkinecek, her sabah olduğu gibi can suyu verilmiş çiçek edasıyla canlanıp anlatılmaz güzellikteki renklere bürünecektir anlamadığı dilde kitaplar okundukça. Onlara geçen her on iki saniye hayatta daha bir güzellik katacaktır, hele birde minareleri Tanrıya ulaşırcasına gök yüzüne yükselen camilerdeyseler ve o camiler için ellerini ceplerine attıysalar.
Anlamadan okumayı sağlamak amacı ile ceplere atılan eller, güneşin aydınlattığı toprakta pusuya yatmış ölümü, gizlenmiş kötülüğü, o toprağın kalbinin derin karanlığını aşağılayıcı bir hareketiyle, haince bir yakarışla çağırdıklarından habersizdirler. Cami, kuran kursu için ellerini ceplerine atanlarda okumazlar, bilmezler, okudukları ise anlamadıkları bir dildendir. Ah bir okusalar, bir okuduklarını anlayabilseler, bir bilseler o mucizelerde ki gibi değildir hayat. Onlar ellerindeki kitapta toplarlar, bölerler, çıkartırlar, hesaplarlar ve sayılarda mucize ararlar oysa. benim bahsettiğim on iki sayısında hiç mi hiç mucize falan yoktur. On iki sayısı bu sefer bize mucize değil, ölümü verir, hem de masum çocukların ölümünü. Neden mi? Eğer dünyanın her hangi bir yerinde bir çocuk açlığa bağlı sebeplerden ölüyorsa bilin ki on iki saniye geçmiştir.
Daha fazla okuduğunu anlayamayacak çocuklar yetiştirilen ülkelerde gözleri kamaştıran güneş şehrin üzerine abanırken, kuytu köşeler ok gibi yağan şiddetli ışıkları girintiler, çıkıntılar sayesinde engelleyip ellerinden geldiği kadar loş kalarak sırlarını saklamaya çalışırlar. Sabahtan öğlene kaç on iki saniye geçmiştir, kaç çocuk daha ölmüştür? Müslümanlar cami için para topluyor, güneş hiç kimseye, olan bitene aldırmadan yolunda ilerliyor. Sızan altın rengi ışıklarda her on iki saniyede bir çocuk ölüyor. Oysa para toplayanlarla, para verenler etrafa yayılan rengarenk ışıkların oraya buraya sahte gölgeler düşürdüğünden geçen on iki saniyeden habersizdir.
Gece ağırlığını var gücüyle hissettirip denizin üzerine abanırken, bulutların arasından yaramaz çocuklar gibi her şeye rağmen birkaç yıldız göz kırparken ve soluk ay ışığı karanlığa inat dalgaların üzerinde oynaşıyorken imam evde paraları sayarken kaç on iki saniye daha geçmiştir? Türk çocukları ne anlattığını bilmeden okuyor evlatlık Zeyd’ in karısı Zeyneb’ in Muhammed e helal kılınması hikayesini Kurandan, inanırlar daha fazla para veriyorlar anlamasınlar diye okunanları çocukları. Elif, Be, Te, Se, Cim, Ha, Hı, Dal derken on iki saniyenin geçtiğinden habersiz ezber yapan çocuklar.
Anlayamayan bir neslin Tanrısı sevap dağıtırken bir yerlerde, ya her on iki saniyede bir ölü veren unutulmuş bir nesil! Onlar hangi Tanrının çocukları?
II. BÖLÜM
Bir tarafta saçları jöleli, takım elbiseler içinde, villalarda bacılarla hayatlarını geçiren bir tarikat. Ellerinde kaynağı belirsiz milyon dolarlar. Onlarda yukarıda ki yazıda ki imam gibiler. İmamım anlayamayacakları bir dilin yazısını öğretmek için sarf ettiği çaba neyse, Janti tarikatında amacı aynıdır. Zira kuşe kağıda yazdıkları, çizdikleri savsatadan, kuru gürültüden öte değildir. Emperyalizmin çarklarının dönmesi için okuduğunu anlamayan, inançlı nesiller gereklidir.
Kuşe kağıda bastıkları, cicili bicili resimlerle süsledikleri Amerikan Kilisesi destekli, bilimsel olmaktan uzak kitapların da on iki saniyeden haber verirler mi? Oysa o kuşe kağıdın yazarı öyle bir alimdir ki.. İncelendiğinde bu alimin felsefe, matematik, tarih, ilahiyat gibi alanların; fizik, kimya, astronomi, biyoloji, jeoloji gibi temel doğa bilimlerinin; sosyoloji, antropoloji, arkeoloji, filoloji gibi toplum ve insan bilimlerinin; tıp, genetik ve mühendislik gibi uygulamalı bilimlerin ve bütün bu bilim dallarının alt dallarının, ayrıntı konularda tartışma ve yorum yapabilecek kadar uzmanı olduğu anlaşılıyor. Dünya bugüne kadar bu çapta bir “âlim” görmedi! O her şeyin uzmanıdır.
Anacığından, babacığından kalan para ile villalarda, köşklerde abilere, bacılara rahat bir hayat sunarken, kuşe kağıtlara milyarlar dökerken, bilimsel, felsefi elini atmadığı tek bir konu yokken, bilmediği bir şey vardır. ON İKİ SANİYE. O aklınıza gelebilecek bütün canlı türlerinin uzmanıdır. Memeli, sürüngen, kuş, balık, böcek, bitki… hepsinin yapısını en ince ayrıntısına kadar bilir. Görülmemiş bir biyolog, zoolog ve botanikçi olduğu gibi, bunların hepsinin alt dallarında da uzmandır. Moleküler biyoloji, sitoloji (hücre bilimi), histoloji (doku bilimi), fizyoloji, anatomi, embriyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, taksonomi, ekoloji, viroloji, patoloji… aklınıza ne gelirse, hepsinde iddialı yorumlar getirecek, ortaya kuramlar atacak, tüm tartışma konularına nokta koyacak kadar bilgi sahibidir. Noktayı koyamadığı, o noktada parmak basmadığı tek bir konu vardır. ON İKİSANİYE.
Sanırım Tanrını varlığını ispat için o kadar konuya kafa patlatıyor ki, kafası ilimle, bilimle o kadar dolu ki başka tarafta Tanrının unuttuğu çocuklar aklına gelmiyor. Zira alimimiz Tanrının ispatı için ilimle meşgul. O Tanrı ise Alimimizin sevaplarını yazmakla, ona cennetinde en iyi yerlerini hazırlamakla meşgul Tanrı. Durum böyle olunca her on iki saniyede ölen çocuklar unutulmuş bir nesil, başka Tanrının çocukları kuşe kağıtlarda daha çok sevap arayan alimlerin, o alimlere sevap yazıp, cennette yer hazırlamakla meşgul Tanrının dünyalarında.
Oysa bir düşünebilseler, bir kutu jöle parasına, kitabın kuşe kağıdının bir sayfasının bedeline on iki saniye duracak, çocuklar yaşayacak..
BÖLÜM III
Yazıyı okuyup Müslümanlıkta ki Ha, zekatı öne sürenler için İçlerinde Tanrı sevgisi dolup taşan milyarlarca inanırın yaşadığı bir dünyada yaşıyoruz. Camilerde para toplayanlar, onlara para verenler Tanrı adına yapıyorlar bu işi. Kurban bayramlarında oluk oluk akan kanlar Tanrıyı beslemekte. Ama gel gör ki bu kurbanların kanları 12 saniyede bir ölen çocukları besleyemez. Birisi kurban bayramını açlar doysun diye mi Tanrı emretmişti diyordu bir dinde? Yoksa öyle değilmi? O kanlarla Tanrı besleniyor, açlar değil.
Zekat : Bir müslüman her yıl kazandığının 40 ta birini öncelikle yakın çevresinde bulunan fakirlere vermelidir. Bunun neresi kötü ? Nepalde, Etiyopyada, Güney Afrikada, Bangledeşte hiç bir dini inancı olmayan insanlar gördüm, rahat evlerini bırakıp tek bir bedel almadan Tanrının unuttuğu insanların yararına çalışıyorlardı. İçlerinde inanırlar da vardı ama tek bir Müslüman yoktu. Hiç bir memlekette Müslümanların kurduğu yardım kuruluşuda yoktu Kızılhaç benzeri. Zaten olamazda, İslam zekatını inanana ver der. İslamda ki yardım edilecek insan Müslüman insandır. Tanrı Müslümanları sever, onları kayırır kitapta. Evrensel bir iyilik yoktur. Kendisine inanmayana, getirdiği dine inanmaya lanet eden bir Tanrının inanırları onları neden doyursun ki?
Hac : Hac süresince müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olur. Birbirleriyle nefs’ e ait olmayan şehvet içermeyen konularda görüşebilirler. Hac kavramı bütün dinlerde vardır. Varanasi, Allahabad, Efes hac yerleridir. Şehvet içermeyen konularda görüşen Müslümanlar binlerce dolar harcarken bu görüşme için kaç 12 saniye geçiyor haberleri var mı? Onların Tanrıları birlik beraberlik için onları Kabede toplarken, unutulmuş nesil, başka Tanrının çoocukları için kaç on ikisaniye geçmektedir?
PS. Duygusuz,Tanrıdan habersiz bir çok hayvan topluluğu dayanışma içindedir. Kaldı ki senin dediğine göre duygularımız Tanrıdan gelir insanoğlu için.
BÖLÜM IV
Ne kadar kötülük varsa insanlar yüzünden değil mi? Bu işte Tanrının hiç mi suçu yok?
Er-Rahmânu Manası: Bağışlayan, esirgeyen; bütün yarattıkları için iyilik ve merhamet isteyen; sevdiğini-sevmediğini ayırdetmeyerek bu dünyada onlara sayısız nimetler veren. NEREDESİN EY er-Rahmânu , Bu çocukların Tanrısı sen misin? …Ses Yok
NEREDESİN EY el-Muheyminu(Kâinatın bütün işlerini düzenleyen, gözeten, yöneten), Bu çocukların Tanrısı sen misin? …Ses Yok
NEREDESİN EY el-Vehhâbu (Her çeşit nimeti hiçbir karşılık beklemeden devamlı ve bol bol veren), Bu çocukların Tanrısı sen misin? …Ses Yok, Ya sen el-Mukiytu (Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, her yaratılmışın azığını veren) el-Basiyru (Her şeyi en iyi gören) sende mi görmğyorsun bu çocukları..? .. Ses yok- Ya sen el-’Adlu, ya sen el-Kâdiru ?
Onları önce ed-Dârru(elem ve mazarrat verici şeyler yaratan), görür el-Mumiytu(Ölümü yaratan) sonunu getirir. Diğerlerinden tek bir ses çıkmaz… Onlar sadece bu iki Tanrının çocuklarıdır.. Elem ve ölüm Tanrısının… Yok diye itiraz etti el – Kabız (Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan). Bu işin içinde bende varım… Yoksa sen kabızlık neden oluyor zannettin?
BÖLÜM V
Çocuklar bir semboldü. Oysa çocukların haricinde o kadar çok insan var ki başka Tanrıların hükmü altında yaşayan. Her sabah ve gece yatsıya kadar beş kere tabakhaneye yetişircesine, gidip yapıştığınız secdelerin, yaptığınız tapınmaların kime ne hayrı var tıpkı kurban kanları gibi Tanrıyı beslemekten başka. Aç diyorum, insanlar aç, ölüyorlar tavuklar gibi pat pat. Ölürlerken bile açlıktan sesleri çıkmıyor.
Yoksa sen el-halim’ in (cezada acele etmeyen) yolladığı Ak babaların etraflarında beklediklerinden habersiz misin. Nasılda Tanrı kendiyle çelişiyor. Sizler hala oraya ak babayı yollayanın her ne kadar ceza vermek için acelesi olmasada bu konuda onunda tabakhaneye yetiştirmesi gereken bir şeyleri olmadığını mı düşünüyorsunuz. El Halim olduğuna inanmıyorsanız, o zaman onlar başka Tanrının çocuklarıdır.
Zira sizin beş vakit ibadetiniz onun acelesini durdurmuyor. Sanırım onun ilk dediği 50 vakti kabul etmediğimizdendir. Alınlar secde ederken her rekatta, kaç on iki saniye geçerse geçsin mutludur insanlar namazla günahları silerken. Akbabalar dolaşırken, beklerken aç halde, aç bir çocuğun ölmesini, alınlar Tanrıyı besler gerçek Tanrıdan yoksun kalmış çocuklardan habersiz. Tanrı o çocuklardan daha mı açtır ki, beslersiniz namazla, kurban kanlarıyla, hacda döne döne? Ah o akbabalar bir zamanlar Al İlah’ın, Zeus un, Ea nın, Enlil’ in binlercesinin leşini yemişti. İşte böyle bir son Tanrının korkusudur , o akbaba onada gelecektir diye, her on iki saniyede ölen çocuklar endişelendirmez onu, sizlere sevap sayıp kendini doyurur secdelerinizde, haccınızda, kurbanlarınızda.
Tanrı açtır, daha fazla cami ister durur, siz çıkın paraları, Tanrı size sevap satacak. Daha daha daha siz minareleri göğe dikmekle meşgulken, o resimde Ez zahiri (yarattıkları ile varlığı açık) görmediniz mi. Oda mı yoktu orada ? Ahh nerede bu Tanrı? Sen bir sürü ismi olan Tanrıyı orada göremezsen git hala sığın örgütlü dinlere, mitlere sığın, simgelere sığın, ideolojilere sığın. Sevap bol keseden nasılsa, ama karşılığı, bedeli çok ağır aslında.
Sen Tanrıyı doyururken paranla, dualarla, bak bir çocuk daha öldü Tanrının bile haberi olmadan. Ne demiştim Tanrı bile korkar akbabalardan. Nereye kaçılır ki şimdi? Hangi imgeye? Bir şeylerin yok olduğunu görmek, bir şeyleri kaybetmek çok acıtıyor değil mi?
Tanrıları doyurmaya gelince; etrafta bu kadar aç insan-hayvan varken, o Tanrı geçmiyor benim gördüğüm yerlerden. Tanrı üzgünüm on iki saniyede ölen çocuklar varken, ben senin unuttuğun onların yanındayım. Birilerinin senden vakit bulup onlara alın sürme vakti geldide geçiyor bile. Yazılarım tekelim altında değildir. İsteyen değiştirmemek kaydıyla istediği yerde kullanabilir.. Ne kadar çok insan, ne kadar çok yere yazarsa bir o kadar fazla insan okur.